Sahilde oturmuş Pazar günü el ele dolaşan çiftleri izliyorum. Gazetesini ve simidini alıp ilerdeki çay bahçesine doğru ilerleyen emekli amca… Denizin üzerinde turlayan martılar balıkçı...
Güneş aşk'tan kopup tüm sokak lambalarını rehin aldı. elleriyle dağıttı tüm misketlerini rengarenl düşlerini çocukluğunu , umutlarını verdi sokak lambalarının vurmadığı uyumak için karanlık odalarda uykuya dalan çocuklara kendisi düşlerden uykuya aşk'tan kokup...
Şehre her yağmur yağdığında Bir çocuk doğar ve ağlar sanırdım Cama çıkıp izlerdim Su arkından dolup ilerdeki kanala dolan gözyaşlarını Yağmur hangi şehirde beni bulursa O gün bir çocuk doğar Caddeleri...
kimsesiz sözcüklerinle ele ele tutuşmuş geliyoruz kapına önce teredütlerdeyim çalıp çalmama konusunda.. sessiz harflerle bakışıp çıkartıyorum kalemimi oturyorum kalb-i mecruhluğunun eşiğine yazıyorum avucuma seviyorum seni diye birazcık yer kalıyor küçük inciltmeyecek şekilde...
İki kişilik sıraya Dört kişi oturmuş bir çocuk gibi Değse kollarımız bir birimize Sen Akşamları Sobanın üzerinde yanmış mandalina kabuklu kokuyu bıraksan Sana sarılmak için bekleyen kollarıma Avunsa yüreğim burnuma gelen o...
Bu gece sensizliğin yontuğu kurşun kalemle yazıyorum Uyandığımda başucumda fotoğrafını göremeyecek kuytudayım Kalem beyaz bir kâğıdı delercesine çıkardığı her bir seste kalbim her Dakka daha can veriyor...
Bu aşktan payıma sensizlik satırlarını yazmak düştü Yalnızlığın koynundan çıkıp Kâğıt ve kalemle buluşturmak için Ellerimi seçti acılara bulamak için bekleyen kader Razı geldim payıma düşeni almaya Sormadım… Soramadım… Sonradan alıştım zaten Payıma...
Susarak bağırıyorsun biliyorum Aman kimse duymasın diye Çıktığın bu yokuşun gözlerindeki karanlığa mıdır sonu Gördüğüm bu yokuşundan dönenlerin sonumudur Lal olmuş dillerin bir Yok(ol)uşunun Sokak baskısı içinde büyüyen çocukların annesi...
Bilirsin; İki merdivenin çakıştığı yerde başlar Çocukluğuma girdiğim kuytu İşte o an başlar Cebimdeki misketlerin sesi Dudağımın kenarındaki salça lekesinin yüzüme bıraktığı tebessüm Genzime bıraktığı duygu İşte o an ben üst mahallenin...
Hatırladığım tek şey deneme sınavından çıkıp en sevdiğimiz köfteciden ekmek arası bir şeyler alıp sahile inmek için emekliler parkının merdivenlerine doğru ilerlediğimiz… Gözlerimi açıyorum elleri...
Belki yüz defa okuyorum mesajı yeniliyorum içime ve mesajın geldiği telefon numarasını arıyorum… 2 çalıştan sonra açılıyor.Bugün mü diyorum evet diyor karşıdaki ses kaçta geleyim 1...
Buğday tarlaları arasından koşup Çocukların arasına bırakıyorum umutlarımızı Bir uçurtma olma sevinciyle Rengârenk bir kuyruğu olan Denizden güneşi kucaklayan Ufak parmakların tuttuğu bir uçurtma Ruhumu bırakıyorum Başım hep dik koşuyorum...
Kal diyemezdim Gitmek seninde aklında yoktu Planlarımız arasında olsaydı bilirdim Bazen gitmeler bırakılmamalı çocuklara Umutlarında adın geçmemeli Ne zor bilir misin ? Ufak bir gönüldeki çizilen resimde olduğunu görüp te...
Kumsaldayız… Simit , beyaz peynir , zeytin ve termostaki çay… Deniz , rüzgar ve martı sesleriyle birlikte iki aşık… Martılar her hafta sonu simitlerimizdeki rızıklarını beklercesine yolumuzu gözlüyorlar…Kalabalık...
Yaşlı bir gözün kösteğinden çıkar ayrılık saatini vuran tıkırtının sesi düğüm düğüm olmuş bir boğazın hıçkırığıdır ağlayamayan kişinin bakışlarındaki düş üşümeleri Ayrılağa beş kala çalar tüm şehrin saatleri Ve ben...
Bir yer döşeğine yolcu ediyorum kas katı kesmiş bedenimi divan altı düşlere dalıyor gözlerim yastık altı edemiyeceğim hayallerimden zıt yönlü bir yola çıkmalı bulaşmamalı gözlerimiz hayallerimizi peşine takıp gelmemeli birbirimize arkamızı...
Dil bilgisi dersinde öğretirdiler.. dili geçmiş zaman ve geçmiş zaman eklerinindeki bilgileri ben gelecek zamanlı cümlelerden mezun oldum şimdiki zamanki düş/üş(me)lerime. FmY..